schrei-3-r.jpg

Depresif bozukluk tüm bedeni etkileyen bir durumdur. Bedeni, duygudurumu ve düsünceleri etkiler. Beslenme ve uyku düzenini, özalgilamayi ve düsünce islevleri etkilenir.

Eger bir kiside asagidaki belirtilerden dört ya da daha fazlasi varsa, kisi kendi cabasiyla bu durumdan cikamiyorsa ve belirtiler iki haftadan daha uzun bir süredir devam ediyorsa, bir uzmana basvurmasi gereklidir.

Genel olarak depresyondaki semptomlari 4 alanda toplayabiliriz:

  1. Duygudurum alani: Cökkün, kederli, üzgün ve aci verici duygular baskindir. Bu duygular hastanin kendisi tarafindan söze dökülebilir. Yüz görünümünden, ses tonundan ve davranislarindan anlasilabilir ya da yakinlari üzgün ve mutsuz oldugunu anlatir. Ilgi ve istek azligi, hoslandigi etkinliklerden ve yasamdan zevk alamama (anhedoni) belirgindir.
  2. Psikomotor etkinlik: daha cok psikomotor yavaslama belirgindir. Devinimlerde yavaslama, yorgunluk, bitkinlik, konusmada yavaslama, zamanin yavas gecmesi görülür. Psikomotor ajitasyon da olabilir.
  3. Bilissel alan: Düsünce iceriginde kayip düsünceleri, umutsuzluk, karamsarlik, yetersizlik, degersizlik, sucluluk ve ölüm düsünceleri olur. Gecmis hatalarla ugrasma, cezalandirilma düsünceleri ve depresif temali sanrilar olabilir.
  4. Vegetatif alan: Uyku ve istah bozukluklari, menstürel düzensizlik, cinsel isteksizlik gözlenir.

Malesef cok stressli bir devirde yasiyoruz.Is hayatimiz bizden sürekli aktivite bekliyor.Evde cocuklarimiz ilgi istiyor.Esimize zaman ayirmaya calisiyoruz,tabiki bunlarin yani sira ayrica günlük ufak tefek ama bizi stresse sürükleyen bircok yamak zorunda oldugumuz islerimizde var.Böyle tempolu monoton ve stressli yasam depresyonu davet eder.

Ayrica depresyon belirtilerinin arka planda oldugu veya hic görülmedigi, kisiler arasi iliskilerde bozulmanin olmadigi bir depresyon cesidi olan maskeli depresyonda hastalar cogunlukla psikolojik belirtileri ve yasamsal sorunlarini inkar ederler ya da oldugundan daha az gösterirler. Bunlar yerine hekime; bedensel belirtiler (uyku bozukluklari -cogunlukla uykuya dalmakta güclük, gece cok uyanma, sabah erken uyanma -, istah bozukluklari - istahta azalma ve kilo kaybi), cinsel isteksizlik, menstürel düzensizlik, enerji kaybi ve cabuk yorulma sikayetleri ile basvururlar. Ayrica zun süreli agrilar, kabizlik-ishal, bulanti kusma gibi bedensel belirtiler görülebilir, alkol-madde kullanimi olusabilir.

Klinik depresyonu olan cogu kisi kendini yalniz hisseder. Kendilerinin bu hastaliktan dolayi aci ceken tek kisi olduklarini sanirlar. Aslinda depresyon oldukca yaygin bir hastaliktir.

Klinik depresyon, duygularinizi, aile ve arkadaslarinizla iliskinizi, isinizi ve yasama bakisinizi dramatik bir bicimde degistirir. İhmal edilirse evliligi, arkadasliklari, mesleki kariyeri bozabilir. Tedavi edilmedigi takdirde umutsuzluk ve hayatin yasamaya degmedigi duygusu uyandirabilir. Bazi hastalarda intihara dahi yol acabilir.

Yasam boyu prevalansi genel olarak %15, kadinlar icin %25 olan ciddi ve yaygin bir hastaliktir. Genel gözlem bu hastaligin ülke yada kültürel farkliliklardan bagimsiz olarak kadinlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görüldügü seklindedir. Bu durumun hormonal farkliliklara, dogum yapmaya, cesitli psikososyal stresörlere maruz kalmaya bagli olarak gelisebilecegi düsünülmektedir. Kadinlarda depresyonun daha cok görülmesinde, hormonal faktörler örnegin menstrüel siklus degisiklikleri, hamilelik, düsük yapma, dogum sonrası dönem, menopoz öncesi ve menopoz rol oynayabilir. Pek cok kadin ayrica hem evde hem de isteki sorumluluklar, tek ebeveyn olma, cocuklarin ve yaslanan ebeveynlerinin bakimi gibi ek stres faktörleriyle karsi karsiyadir.

Baslangic yasi 20-50 arasinda degismekle birlikte ortalama baslangic yasi 40 tir. %50’si 40 yasindan önce, %10’u 60 yasindan sonra ortaya cikar. Kadinlarda 35-45 yaslar arasinda, erkeklerde 55-70 yaslar arasinda pik yapar. Irksal farklilik yoktur. Sosyokültürel faktörler; ailede alkol öyküsü, depresyon ve 13 yasindan önce ebeveyn kaybi öyküsü olanlarda ve düsük sosyoekonomik düzeydeki kisilerde risk daha fazladir. Birinci derece akrabalarda risk yaklasik %10-13tür. Tek yumurta ikizlerinde de risk artisi saptanmistir.

Ülkemizde yapilan calismalara göre; depresyon 40 yas üstünde daha yaygindir (40-50 yas arasi en cok). Somatizasyon (bedensellestirme) yaygin olarak görülür (vakalarin yaklasik %20 sinde). Prevalans: %8-20 arasinda degismektedir. Endojen depresyonun reaktif depresyona göre daha cok tekrarladigi saptanmistir. Sosyal destekleri iyi olan orta ve ileri yas hastalarda prognoz daha iyidir. Fiziksel hastaligin eslik ettiği depresyonda prognoz daha kötü bulunmustur.

Depresyon genelde yasanan travmatik bir olayin akabinde görülür. Travmatik olaylari kisaca listelemek gerekirse:

  • Bir yakinin kaybi
  • Evde yada iste ciddi problemler
  • Uzun süredir devam eden veya kronik hastaliklar
  • Trakilizan, antihipertansif, steroid (prednizone), codeine ve indomenthacin türü ilaclarin kullanimi
  • Madde kullanimi
  • Madde kulllanimindan arinma safhasi

Depresyonun sebepler, biyolojik ve psikososyal olmak üzere iki ana baslikta toplanabilir. Nörokimyasal olarak, azalmis biyojenik amin (serotonin, norepinefrin, dopamin) etkinligi söz konusudur. Adrenerjik-kolinerjik sistemde kolinerjik baskinlik yönünde düzensizlikler görülür. Hipotalamo-hipofizer-adrenal eksen depresyonda hiperaktiftir ve kortizol hipersekresyonu görülür. Ayrica depresyonda TSH yaniti küntlesir, GH, FSH, LH ve testosteron seviyesi azalir. Immün fonksiyonlar depresyonda azalir. Duygudurum bozuklugu olan hastalarin %60-65’inde uyku anormaldir. Depresyonda REM yogunlugu ve tüm REM süresi artar. Uykuya daldiktan sonra ilk REM döneminin baslamasina kadar gecen süre (REM latansi) ve evre 4 uykusu azalir. Genetik iliski her zaman dogrulanmamakla birlikte ebeveynlerden birinde majör depresyon varsa cocukta risk %10-13’tür. Tek yumurta ikizlerinde bu risk %50 ,cift yumurta ikizlerinde %10-25’tir. Nöronal plastisite kavrami da depresyon etyolojisinde önemli bir kavramdir. Nöronal plastisite beynin bilgi edinmesinde ve bu bilgiyi iliskili uyaranlara ve cevreye uygun adaptif yanitlar vermesinde temel sürectir. Stres durumunda özellikle hipokampusta piramidal nöronlarda atrofi gözlenir. Antidepresanlar ise hücre proliferasyonundaki azalmayi ve bu atrofiyi önler.

Psikososyal boyutuna bakildiginda; sevilen kisinin simgesel veya gercek kaybi reddedilme olarak algilanir. Depresyon,kaybedilen objeye yönelik öfke ve saldirganligin kendi benligine dönmesi ile aciklamaktadir. Kaybedilen objeye karsi ambivalans önem tasir. Geri dönen öfke ,depresyonun dinamik aciklamasinda en iyi bilinen formülasyondur. Bu formülasyon kendini suclama, benlik saygisinda azalma ve cezalandirma gereksinimini de aciklar.

TEDAVISI

Depresyon büyük oranda basari ile tedavi edilebilen bir rahatsizliktir. Cesitli ilac tedavileri ve beraberinde uygulanan psikoterapi bir cok hastada iyi sonuclar vermektedir. Bu iki yöntem birlikte uygulandiklarinda eni iyi cevap alinir. Bütün hastalik belirtileri gectikten sonra yapilmasi gereken sey en az 6 ay daha ilac kullanimi ve belirli aralarla terapistinizle görüşmektir. Unutmayin bir kez depresyon gecirmek ikincisinin daha kolay gelmesine isarettir.