İnsani tanımak,anlamak,birlikte yaşamak
Merhaba ziyaretcilerim,
Insanoglu bir üzücü türkü yahut dertli bir sarki dinlediginde icinin derinliklerine dalmasiyla birlikte göz yasida döktügü görülmüstür..Bazende cok hariketli ,neseli muzik dinledigimizde adeta costugunuda görebilirsiniz.Böyle durumlarda bilmeden ruhumuzu muzik ile besleriz.Demekki muzik insanin ruh sagligini cok etkiliyor.Ben bir asik veysel hayraniyim hatta asigim denilebilicek boyutta benim bagliligim.Zaman zaman düsünmek istedigimde ,baglamami elime alanlardanim.Dün üzücü bir olay yasadim ve etkisinden kurtulmak icin kendimi baglamam ile teselli ettim. Aklima sizler geldiniz…ve sizlere muzigin ruha olan faydasini…tarihini yazma hissini duydum.
MUZIK ILE RUH TEDAVISI
Yüzyillar boyu insanlar, hastaliklarin iyilestirilmesinde cesitli tedavi yöntemleri kullanmislar ve care aramislardir. Müzik-terapi de en eski tedavi yöntemlerinden biri olup pek cok eski cag medeniyetlerinde kullanilmistir.Ilkel kabilelerin yasayislarinda ruhi varliklar önemli rol oynamis, hekimler cesitli bitki, ilac, müzik ve dansi kullanarak hastalarini iyilestirmeye calismislardir.Bircok toplumda hasta insan sagligina kavusmak icin kendisini bazi güclere sahip oldugu düsünülen sihirbaza, rahibe teslim etmistir.Hastaliklarin kötü ruh veya cin adi verilen varliklar tarafindan meydana getirildigine inanilmistir.Tedavi törenlerinde müzik, dans, ritim ve sarkilar baslica rol oynamis, hastanin kötü varlik ve ruhlardan kurtarilmasi tedavinin temelini teskil etmistir. Örnegin(Gospel=zenciler,Kizildereliler v.s) Ses, müzik de bu gizli varliklarla haberlesmek icin bir arac olarak görülmüs, ilac, su ve otlar ise hastanin vücuduna girmis olan bu kötü varliklarla mücadele icin kullanilmistir. Bunlarin ancak sihirbaz - (o zamanin doktoru)tarafindan danslar, sarkilar ve tütsülerle kullanildigi zaman etkili olabilecegine inanilmistir.Monoton bir ritm ile birlikte varligin tepkisine göre hizli, yavas, yumusak veya sert melodi ikna edici sözlerle övülü sarkı ile müzige refakat, müzikle tedavi edilmistir.
Giderek müzik, ninni ya da matem sarkisinda olsun veya büyüyle karisilasmis bir törende olsun, Ilkel insanlarin bütün gereksinimlerine cevap verecek bicimde her alanda varligina girmiştir.Avlanma,savas,ekim,ürün kaldirma,genclerin ergenlik cagina kabul törenleri,hastanin tedavisi,ölü gömme törenlerinin her birinin kendi dansi ve sarkisi vardi.Yapilan arastirmalara göre, insanin nazarinda müzik o derece önemli idi ki,onun ilahi bir lütuf olduguna inaniliyordu.Nitekim, Misirlilar, Cinliler, Grekler, Hintliler hatta Samanist inanca baglı eski Türkler, müzigi cennetten gelme sayiyorlar dolayisiyla cenaze törenlerinin müzikli olmasina azami itina gösteriyorlardi.
Eski caglardan baslayarak güc kazanma, hasta efsunlama,dogum,basari ve kazanci kutlama adina müzigin toplumda hep belirli bir rolü olmustur. Din, felsefe-matematik, astronomi, folklor konusundaki eski bilgi kitaplari müzige önemli yer ayirir. Eski destan ve efsaneler, kutsal kitaplar müzigin gücü üzerinde dururlar.Eski kutsal kitaplarda, Davut Peygamberin, hasta Kral Saul’ün depresyonunu tedavi icin daha cocuk yasta üne kavusan güzel sesi ile Mezmur okuyup bir tür saz olan “mizmar” caldigi bilinmektedir.Eski Roma ,Misir,Mezopotamya,Hint Uygarlıkları,Cin ve Japonya gibi kadim medeniyetlerde müzigin tedavi amaclı kullanildigini zaten biliyoruz.
Mezopotamya:
Sümerler, M.Ö. 4000-2300 yıllarında Güney Mezopotamya’da kültürleri, yazıyı bulma, yasa çıkarma, mimari ve astronomi çalışmaları, site devletleri, altın ve gümüşten değerli eşyaları, alçı tabletlere ve papirüslere yazıp sakladıkları tılsımlı ilahilerle yaygın bir uygarlık yaratmışlardır. Müzik, hem dinsel tapınma törenlerine özgü gizemli bir güç taşır, hem de dünyasal zevklerin sesi olmuştur.
Çin:
Çin’de müzik ve müzik düşüncesi dünya görüşüne ilişkin bir felsefe olarak biçimlenmiştir. M.Ö. 3000′lere kadar uzanan Çin kültüründe müzik kalbin sesi ve evrenin imgesi olarak kabul edilmiştir, insanda 5 duyu, ekşi, acı, tuzlu, yakıcı, tatlı olarak sıralayabileceğimiz 5 tat, yaşamda 5 renk çok önemlidir. Çin tıbbı içinde sağırlık, dilsizlik, topallık, cücelik ve deformasyonlar 5 dert içinde; doğum, hastalık, ihtiyarlık, ayrılık ve ölüm 5 eza içinde sıralanmaktadır. Bu uygarlık döneminde 5 sayısının öneminin müziğe de yansıdığım görmekteyiz.Müzik de 5 ses üzerine kuruludur.Çin müziğine saray ve tapınaklarda önemli yer verildiği ve imparator buyruğu ile kurumlaştığı ifade edilmektedir. Yer ile gök arasındaki uyumu yansıtması gerektiğine inanılan müziğin amacı halkı eğitmek, onlara iyi ve yüce duygular aşılamaktır. Ünlü Çin bilgini Konfüçyus, müziğe eğitim ve ahlak aracı olarak büyük önem vermiş, müziğin olumlu etkisinden yararlanmak için eski ezgileri saptayıp birleştirmiştir.Daha sonra müzik giderek yaygınlaşmış ve yaşamın bütün alanlarını etkilemiştir.Konfüçyus musikinin insanlar arasındaki ilişkileri düzelttiğini,gözleri parlak ve kulakları keskin kıldığını,kanın akışını teskin ettiğini söylemiştir.Ayrıca Konfücyus müzik ile milletlerin ahlaki milli yapıları arasında bağlantılar olduğunu müziğinin yapısı bozulmuş olan bir milletin bu bozulmadan önce pek çok şeyini kaybetmiş olması gerektiğinide anlatımlarıyla ortaya koymuştur.Eski Çin’de gür ses veren Lo isimli bir gongun, kötü cinleri ve ruhları hastanın yanından kaçırdığı inancı vardı ve hastalara iyi olmaları için bu gong çalınırdı.
Mısır:
Araştırmalar, Mısır müziğinin M.Ö. 4000 yılma dayanan bir geçmişi olduğunu, M.Ö. 1600′ler de Çin etkilerinin Mısır’a gelerek çalgılarda değişiklik yarattığını ortaya koyuyor. Başlangıçta daha ufak çalgılar kullanılırken, bu tarihten itibaren Çin’den gelen daha büyük boy çalgılar kullanmaya başlanmıştır.Mısır’da yaratılan merkeze bağlı olan tören müziği, istila ve göçler yoluyla İbrani, Grek ve kilise müziğini etkilemiştir.Görkemli bir uygarlığa sahip olan eski Mısır’da yaşamın bütün evrelerine ait anıt ve mezarlarda, yazı resim ve kabartmalarda müzik aletlerine yer verilmiş olması, müziğin önemini ortaya koymaktadır. Kahire’nin büyük hastanelerinden birinde hastalara operasyondan önce müzik dinletilir, böylelikle hastaların operasyondan önce büyük bir güç kazandıklarına inanılır.
Hindistan:
Hindistan’da müziğin aşağı yukarı 4000 yıllık tarihi geçmişi vardır. Müzik bilgisini içeren Şama ve Dalor, bir çeşit teori kitabı olarak değerlendirilir. Bu eserlere göre, müzik Tanrı Brahma ve Tanrıça Sarasvati’nin buluşudur.M.Ö.3000-600 yılları arasına tarihleyebileceğimiz Veda’lar, özellikle tıp metinleri olarak kabul edilmekte, bunlar içinde tıp ve felsefe birlikte ele alınmaktadır. Bu metinlerde sağlıklı kalmak, beden ve ruh sağlığının her ikisinin sağlıklı kalması ile mümkün görülmüştür. Hindistan’da sonraları oldukça karmaşık bir müzik kuramı gelişmiş, melodi çizgisini simgeleyen raga adlı ses dizileri ile ritmi belirleyen tala adlı ritmik kalıplar doğaçlamayı yönlendirmiştir.Her raganın bir ruh durumunu yansıttığı ileri sürülür.Günün belli saatlerinde çalınması yasak olan ragalar olduğu gibi, belli mevsim ve belli saatlerde çalınması gereken ragalar da vardır.
Roma:
Roma müziğine ilişkin en eski belge, Romulus’un Cecina’lıları yenmesini kutlayan törenlerde ilahiler okunduğunu anlatan bir yazıttır.Eski Roma’ da Celsus ve Areteus, müziğin ruhu yatıştırdığını ve ruh hastalıklarını iyi ettiğini söylemektedirler.Hatta M.Ö. 250-184 tarihleri arasında yaşayan Roma’lı şair Titus Maccius Platus “Charmides” adlı şarkısının yaralara iyi geldiğine değinmiştir.
Yunan:
Eski çağ medeniyetleri arasında, en çok Yunanlıların müziği hakkında bilgi sahibiyiz. Yunanlılar döneminden kalma yazma eserler ve başka arkeolojik bulgular yardımıyla bu medeniyetin müziği hakkında oldukça geniş bilgi edinilmiştir. Eski Yunanlılar, müziği her türlü erdemin kaynağı sayıyorlardı. Onlara göre müzik, ruhun eğitilmesi ve arınmasında büyük bir etkendi. Hatta o dönemlerde, paignio adlı neşe ve sevinç ifade eden havalar, hastalıklardan kurtulma, dertlere karşı bir avunma şarkıları olarak kabul edilirdi. Eski Yunan mitolojisinde, güzel lir çalışıyla tanınan Apollon, lir çalarak insanların sıkıntılarını giderir ve onlara neşe verirdi. Apollonun oğlu ve Eski Yunanistanın ünlü bir müzisyeni olan Orfeenin de oldukça etkileyici bir şekilde lir çaldığı anlatılır. Yunan filozof Sokratesin öğrencisi Platon (Eflatun) da M.Ö. 400lü yıllarda, müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlık verdiğini belirtmiştir. Ayrıca Platon, şarkıyı iyileştirici özelliği olan bir çare olarak kabul etmekle birlikte, şarkı olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin etkisiz olacağını da ekler. M.Ö. 585-500 yılları arasında yaşayan büyük Yunan filozofu ve matematikçisi Pythagoras, umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları, belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarını araştırmıştır. Tıbbın babası sayılan Hipocrates de 2400 yıl önce, bazı hastalıkları tedavi için, hastaları ilahilerle tapınağa götürürdü. Platonun öğrencisi ve Büyük İskenderin hocası Aristotales (M.Ö. 384-322) de müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini araştırmış ve bunu yazılarında belitmiştir. Yunanistanın en ünlü anatomi ve fizik bilgini olan Claudis Galien de müziğin, akrep ve böcek sokmalına karşı bir panzehir olduğunu ileri sürmektedir.Lucain, şarkı ile kanamayı durdurduğunu ileri sürmüştü. Bugün Atina yakınlarında bulunmuş olan bir mermer üzerinde bu şarkılar hakkında bize bilgi veren kitabeler bulunmaktadır. Büyülü ses yinelemeleri ile hastalığı iyileştirme düşüncesi, tümüyle bu ilahilerin söylenmesi ile gerçeklekşir ki Paean, Eskulap, Kiran Makaon, Podalir, Iaso, Akesa, Panase, Hygie gibi eski çağın hekimleri, bu ihahilere başvurmuşlardır. Bergama Asklepieionunda Müzikle Tedavi Uygulaması Eski Yunan Herosu Asklepios hekimlik tanrılığına yükselince M.Ö. 4. yüzyılda Yunanistanda bulunan Epidauresdaki Asklepieiaon gibi bir sağlık koruma yurdunu, Bergamada da kurmuştur. Asklepieionlar dünyanın bilinen ilk hastaneleridir. Bu hastanelerde bedensel ve ruhsal sorunu olan hastalar tedavi ediliyordu. Eski Yunanlılar bu hastanelerin kapısına buraya ölüm giremez yazısını yazmışlardır.
Ortacag Avrupası:
Ortaçağ’da İsviçre’deki Saint Gale Manastırı, çağın entellektüel merkezlerinden belki de en önemlisi olarak anılmaktaydı.Aralarında Notker Balbulus’un da (830-912) bulunduğu çağın en bilgili papazlarını barındırırdı.Balbulus’un müzik teorileri ile ilgili buluşları çok önemlidir.Manastır anlayışının özünü çok iyi anlatan Media Vita şarkısının ona ait olduğu sanılır.Ölüm her an yolumuzu gözler.Bu inanç Ortaçağ düşüncesinin temelidir.Gregorien müziğin başka duyguları ifade etmesi de zaten beklenemezdi.
Romalı bir Hıristiyan olan Boethius, Ortaçağ başlangıcındaki en eski kuramcılardan biridir. “De Musica” adlı kitabında Pythagoras ve Platon’un felsefesinden yola çıkarak müzik ve matematiğin ayrılmazlığına, müziğin insan karakterine etkisi ve eğitimindeki yerine değinir.Kendi içinde müzik sanatını 3 ayrı düzeyde inceler.Bu sıralama içinde;Musica - Humana hem fiziksel hem de ruhsal olarak yorumlanan müzik olarak isimlendirilir ve bu müziğin beden ve ruh sağlığı arasında bir denge unsuru olarak kullanılması gerektiği ifade edilir.Bu bağlamda, müziğin sağlığın korunması ve devamının sağlanması için kullanılan bir araç olduğu açıktır.
Ortaçağda hastaların maneviyatını yükseltmek amacıyla müzikoterapinin faydalı olabileceği düşüncesi kabul görmüş,pek çok hekimin bu tür tedaviyi uyguladıkları, önerdikleri görülmüştür.Henri de Mondeville (1260-1320) antigalenist olup,Galen’in her şeyi bildiğine inanmamış,yaraların temiz tutulmasını önermiş,maneviyatı yükseltmek için müzikoterapinin faydalı olabileceğini bildirmiştir.XIV. yüzyılda Fransa’nın ünlü hekimlerinden Fodere şöyle der:Müzik iki bakış açısından dikkate alınmalıdır; (1) yorgunluktan kurtulmak ve eğlenmek amacıyla, (2) etkileyici ve teskin edici bir ilaç olarak.
XV. yüzyılda zehirli örümcek ısırmasına karşı, özellikle İtalya’da müzikle tedavi yöntemi ve Hıristiyanlığın konuya bakışı ilgi çekici görünmektedir. Poyi ve Calabiere şehirlerinin tarantula denilen iri örümceği pek tehlikelidir.Bunun ısırmasına bağlı olarak görülen etkiler Napoli halkına has bir çeşit melankoli tablosu ortaya çıkarmaktadır.Serras,1742′de yayınladığı kitabında XV.yüzyılda görülen zehirli örümcek ısırması ile ilgili dikkat çekici sonuçlar yayınlar.Hastalık, ilk olarak Nikola Perotti tarafından tanımlanmıştır. Hastalar genellikle melankoliye düşüyor, sarhoşluk tesiriyle sızmış gibi akıl ve mukayese güçlerini kaybediyorlardı.Bir çoğunda musiki için büyük istek vardı.Hoşlarına giden melodi duyulur duyulmaz kalkıyor,güçsüz kalıncaya kadar dans ediyorlardı.Aynı konu ile ilgili olarak XVII. yüzyılda Bagiivi dikkat çekici açıklamalarda bulunmuş,müziğin bu hastalar üzerindeki şaşırtıcı etkilerini dile getirmiştir.Bagiivi’nin çağdaşlarından olan Richarmed’e göre de, müziğin hastalar üzerinde şaşırtıcı etkisi vardı.Müzik olmadıkça hasta ölünceye kadar büyük bir korku ve dehşet içinde kalırdı.Zira, müzik acil şifa için tek çareydi.Hasta, müziği duyar duymaz dans etmek için yerin-den kalkar üç dört saat sonra yatağına konur, orada terler ve bu ter onu teskin eder.Daha sonraki yıllarda Hetker ve öğretmen Jermense “Tarantizma”nın dans hastalıklarından biri olduğunu onayladılar ve tedavide müziğin önemine değindiler.
Zamanla kilise ileri gelenleri, müziğin ayinlerde kullanılış şekillerini ortadan kaldırarak müziği ruhi bir tedavi aracı olarak kullanmaya başlamışlardır.Montpellier hekimlerinin iddialarına göre,bacağı kangren olan hastalar ancak müzik aracılığı ile uyuyabilmişlerdir.
Rönesans Dönemi ve sonrası:
Sanatta realizmin hakim olduğu Rönesans döneminde, yalnız çalgılar için bestelenen insan sesinden arınmış müzik biçimleri öne çıkmıştır. Dünya edebiyat tarihini tetkik edecek olursak, müziğin insan ruhu üzerine etkilerine ilişkin örnekler görürüz. Protestanlığın kurucusu olan Martin Luther (1483-1544) iyi bir müzisyendi. Yazdığı bir yazıda, müziği tanrının bir hediyesi olarak kabul ederdi. Finlilerin yarı insan yarı ilah olarak kabul edilen Voinamonien adlı kahramanları, savaşta ağır bir biçimde yaralandığında, eski bir İskandinav sarkısı ile tedavi olmuştur. Bir İngiliz hekimi Filip Lebon, saç dökülmesinin operasyon ve müzikle tedavi edilebileceğini ileri sürmüştür. Yapılan operasyon sırasında, anestezi altındaki hastaya müzik dinletilmekte, böylelikle de baştaki kan dolaşımı hızlandırılmaktaydı. Dr. Lebon, çalışmalarım İngiltere’de büyük bir anfide yüzlerce uzman hekim önünde gerçekleştirmiştir. 1561-1626 yılları arasında yaşayan İngiliz filozof ve devlet adamı Francis Bacon’ın ölümünden sonra sekreteri tarafından yayınlanan “Syiva Syivarum” adlı eserinde, her gün müzik dinlemekle ruhunun canlandığını ve beslendiğini belirterek “müzik ruhun gıdasıdır” demektedir.
Müziğin, insan ruhu üzerindeki etkisini en güzel belirten, yazdığı 37 eserde 1041 insan tipi yaratan, büyük ingiliz şairi Shakespear’dir. 1595′de yazdığı II. Richard adlı trajedisinde, kralın ağzından ” Delileri iyi etmesine rağmen, beni çılgına çeviren, delirten bu müziği susturun” diyerek, müziğin ruh hastalıkları üzerindeki etkisine değinmiştir..
Tedaviyi sağlayan sihirli kuvvet yalnızca çalınan musiki parçalarına bağlı değildir. Bazen de musiki aletlerinin yapıldığı maddelere göre etkili bir duruma gelirdi. Della Porta adlı bir hekim, bu konuya kesinlikle inanıyor ve görüşlerini 1586 yılında yazılan 4. Kitabında tanımlıyordu. Della Porta “…….. eğer hastalık için o hastalığa karşı kullanılan ilacın ağacından bir müzik aleti imal edilirse, iyi olmaz hiç bir hastalığın kalmayacağını…….” büyük bir ciddiyetle savunmuştur. 1634′de İngiliz yazarı Henry Peacham tarafından yazılan “Compleat Centlemen” adlı yapıtında “müziğin hayatı uzattığı, sıkıntı ve melankoliye iyi geldiği”ne ilişkin bölümlere rastlanır.
Kanın durdurulmasında söz eden alanlar yalnızca mitoloji değildir. W.B. Hanford adlı bir Rus subayının anlattıklarına göre II. Dünya Savaşı sırasında derin kılıç yaralarının neden olduğu kanamaları şarkılar hemen durdurmuştur.Kuzey Harbi sırasında (1655-1660) Danimarka Savaşları’nda anılarını yazan Polonya’lı Jean Passek’in günlüğünde yazılanlara göre, Voyvoda ağır bir şekilde yaralanır. Hekimler bir süre hastanın musiki ile tedavi edilmesine karar verirler.Yandaki odada flüt, santur ve yaylı sazlarla musiki sağlandığında Voyvoda sağlığına kavuşur.
R. Brockleslay, Londra 1749 baskılı eserinde hastalık seyrinin eski ve modern müziğe göre gösterdiği tepkiyi ele alır. E. R. Clay ise “The Alternative : A study in Psychology” (Londra 1882) adlı eserinde, müziğin elemanlarından armoni, ritm, melodi v.b. unsurların birer terapi faktörü olduğu, bunun hastaya yeni bir güç, yeni bir enerji ve gözle görülür bir iyileşme olduğunu ifade etmiştir. Daha sonraları müzikoterapi çocuklar ve büyükler için okul ve hastanelerde uygulanmış ve çocuk hastalarda büyük bir başarı sağlanmıştır.
İngiltere’de La Gilda De Saint Cecile (İnsanlığa Hizmet Cemiyeti) bir çok hastalar üzerinde musikinin beden ve ruha sakinlik veren etkisini incelemeyi, doktorların gece ve gündüz emrini uygulamaya hazır müzisyen, hastabakıcılar yetiştirmeyi planlamıştır. Ayrıca, Londra’nın merkezi bir yerinde ” müzik yardımı postası ” oluşturup, her büyük hastanenin belli başlı koğuşlarına müziğin telefon yoluyla ulaştırılmasınI sağlamıştı. Müzik işitme sinirlerini uyarır, ağırlaşmış ruhu dinlendirir. Bununla ilgili olarak Jacques Bonet (1688) der ki: “Üç müzisyenden oluşan bir konser melankoliye yakalanmış olan Prens Dourange’ın rahatlatıcı şurubu idi.”
Müzikle tedaviyi kliniğe sokmak isteyenlerden biri de tanınmış nörolog Philippe Pinel’dir. 1792′de Fransa’ da Pinel’e henüz genç yaşında iken ihtilal komitesi tarafından iki büyük kilise hastanesindeki 50 akıl hastasını güneşe çıkarma ve ayak zincirlerini kırma izni verilmiştir.İlk defa bu cesur girişimi yapan Pinel, daha sonra Bicetre Hastanesi’nde çalışırken de moral tedavisi içine müziğin de sokulmasını teklif etmiştir. Pinel’in öğrencisi Esquirol der ki: “Bugün bazı başarısızlıklara rağmen, akıl hastalarına müzik yapmak ve kendilerine çaldırmak yararsızdır.Sonucunu çıkaramayacağını musiki şifa vermezse eğlendirir ve dolayısıyla sakinleştirir, beden ve ruhumuza sükunet verir.Hastalıklardan iyileşmeye başlama devresine girenlere çok faydalıdır. Dolayısıyla, musikinin kullanılmasından vazgeçilmemelidir.”
Quarin, müzik ile iyileşmiş bir sara örneğini söyleyerek der ki: “Bir hasta kadın sara nöbetinin ilk belirtilerini hissettiği sırada müzik işitmiş ve bu sayede nöbetin yalnız ilk belirtilerini hissetmekle kurtulmuştur.” Bruckman, “12 yaşında bir genç kız yakalanmış olduğu saraya benzer kramp hastalığından piyano sesleri ile kurtuldu” diyor. 1811′de Doktor De’zassar bir müşahede yayınlamıştır. 24 yaşında bir delikanlı baygınlık ve başını tutamayıp abuk sabuk konuşma ile karışık bir humma nedeniyle yatağa düşmüştü. Yatağın yanında müzik dinlettiler. Nefes daha düzenli ve serbest oldu. Aralıklarla müzik dinlettilen hasta rahatladı.
Dr. Belaqueman Portland Hastanesi’nde yapmış olduğu gözlemlere dayanarak şu sonuca varmıştır:
Müziğin etkisi sesin bir yere çarpıp geri dönmesi nedeniyle kan dolaşımı üzerine etkili olur. 1880′de yapılmış olan deneyler de bu konuya katkı niteliğindedir. Aynı yıl Almanya’da Rus doktor Dogiel tarafından yapılmış bir araştırma sonucuna göre de; insan ve hayvanda müzik, kan dolaşımı üzerine etki eder. Kan basıncı aralıklarla yükselme alçalma yapar.
XIX. yüzyılda müzikle tedavi Briere de Boismont (1860), 1870′de Laurent, 1874′de Chomet ve daha sonra 1913′de Vinchon ve 1943′de de Vander Wall tarafından ileri sürülmüş ve savunulmuştur. Amerika’da müzikle tedavide ilk adımı atan Dr. VViller Van de VValI’dır. İlk defa 1920 senesinde Pensilvannia ve New York eyaletlerinin hastane ve hapishanelerinde, müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerim araştırmıştır. WalI’a göre, müziğin insan ruhu üzerinde yatıştırıcı ve stimüle edici etkileri vardır. Daha sonra Licht (1947), Radin (1948), Fery (1951), Zanker Glatt (1956), Murineddu (1954) ve Demianovvski (1958)’nin öncü çalışmaları müzikle tedaviyi bugünkü durumuna getirmiştir.
Licht, müzikle tedaviyi aktif ve pasif olarak iki grupta inceler. Bu yazara göre, müzik hastalarda dikkati artırır, ilgiyi devam ettirir ve davranışa da etki ederek bir rahatlık sağlar. Radin, müziğin ilkel insanlar üzerinde olumlu etkileri olduğunu belirttikten sonra, onun din adamının bir sembolü olması ve hastalığa yol açan kötü ruhları kontrol etmesinden dolayı, tedavide bir değeri olduğunu söyler. Zanker ve Glatt’a göre müzik bilinç dışına etki ederek, refulmanları dışarı çıkarmakta ve böylece bir çeşit katharzis yapmaktadır. Murineddu ve Drake de müziği, dikkati toplayıcı bir stimülan ve behaviora yön verici bir oluşum olarak kabul ederler. Müzik ajite hastalıkları sakinleştirdiği gibi, içine kapanık yaşayan hastaları da uyanık hale getirir. Hastalara müzik dinletmekle, dikkatleri, patolojik fikirlerinden uzaklaştırır. Müzik sayesinde hastanın realite ve çevre ile olan ilgisi artar ve hasta kendisini daha iyi sosyal hissetmeye başlar.
Frey, müziğin hipnotik olarak etki ederek, ajite hastaları rahatlattığını belirtirken, Polonyalı Damianovvski, ruh hastalarında müzik tedavisinin Pavlov’un kondisyonel refleks teorisine uyarak, bir şartlı tedavi olarak kabul eder. Ancak, bütün bu öncü çalışmalara rağmen, müzikle tedavi psikiyatri kliniklerine son 30-35 yılda girebilmiştir. Altshuler 1947′den beri Michigan Devlet Hastanesi’nde müziği tedavi programı içine sokmuştur. Altshuler’i 1948′de Ainlay, 1950′de Mann, 1955′de Blair, 1956′da Gilliland, 1957′de Shervin izlemiştir. Wittkovver ve Alexander Offer, tedavi ettikleri bazı nevroz olgularında müzik dinlemeyi, resim yapmakla birlikte uygulamışlardır. Böylelikle yapılan resimlerde yüksek bir orijinalite ve anlatım gücü olduğunu görmüşler ve bu şekilde yapılan resimlerin grup dışında yapılan basmakalıp resimlerden çok daha farklı olduklarına dikkati çekmişlerdir. Weis, Margolin ve Gutheil, grup psikoterapilerinde müzikten yararlanmışlardır.
Daha sonra Osvvald (1961), Koh ve Hedlund (1969) şizofrenler üzerinde, Diephouse (1964) ve Scott (1970 = çocuk psikiatrisinde), Zonneveldt (1969) nevrozlarda, Neli (1965), Schultz (1969) Ruiz ve Pilon (1969), Ulirich (1969), Koffer (1969), Dickens ve Sharpe (1970) grup psikoterapilerinde müzikle tedaviyi uygulamışlardır
İslam Dünyası:
İslam Medeniyeti tarihinde özelikle tasavvuf ekolü mensupları(sufiler) müzikle uğraşmışlardır.Sufiler,akli ve asabi hastalıkların müzik ile tedavi edildiğinden bahsetmişlerdir.
Bu dönemde yaşamış büyük Türk-İslam alimleri ve hekimleri Er-Razi (854-932), Farabi (870-950) ve İbn Sina (980-1037) müzikle tedavinin özellikle müziğin psişik hastalıkların tedavisinde ilmi esaslarını kurmuşlardır.
M.S. 834-932 yılları arasında yaşamış olan Müslüman Türk bilginlerinden Razi, melankoliklerin meşguliyetle tedavileri üzerine yazdığı bir yapıtında, önce melankoliyi tanımlamış, “…melankolik hasta kesinlikle meşguliyetle tedavi edilmelidir…” dedikten sonra, meşguliyetle tedavinin nasıl uygulanacağını da şöyle anlatmıştır. “…melankolik hasta balık tutma veya avlanma gibi eğlenceli işlerden biri ile uğraşmalıdır. Mümkünse çeşitli oyunlara alıştırılmalı, huyunu, ahlakını, davranışlarını beğendiği ve sevdiği kimse ile buluşup görüşmeli, dostluk kurmalıdır. Müzik öğrenmeli, öğretmeli özellikle güzel sesle okunan şarkılar dinlemelidir. Melankolik hastanın ancak bu şekilde sıkıntılarından, dertlerinden kurtularak iyileşme olanağı sağlanabilir…”
Tabib Şuuri, “müzikten anlamayan bir hekim tıpta bilgin ve mesleğinde yetenekli olmayıp teşhise kadir olamaz diyerek müzikle tedaviye verdiği önemi göstermiştir. Şuuri, Tadil-i Emzice adlı eserinde belirli makamların günün belirli zamanlarında etkili olduğunu belirtmekte” Hüseyni makamı sabahleyin, Nihavent makamı öğleyin, Buselik makamı ikindi vakti, Uşşak makamı da gün batarken etkilidir.”demektedir.
Farabi, “Musiki-ul-kebir” adlı eserinde müziğin fizik ve astronomi ile olan ilişkisini açıklamaya çalışmıştır.
Türk Müziği makamlarının ruha olan etkileri Farabi’ye göre şöyle sınıf-landırılmıştır:
1. Rast makamı: İnsana sefa(neşe-huzur) verir.
2. Rehavi makamı: İnsana beka(sonsuzluk fikri) verir.
3. Kuçek makamı: İnsana hüzün ve elem verir.
4. Büzürk makamı: İnsana havf(korku) verir.
5. Isfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti, güven hissi verir.
6. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.
7. Uşşak makamı: İnsana gülme hissi verir.
8. Zirgüle makamı: İnsana uyku verir.
9. Saba makamı:İnsana cesaret,kuvvet verir.
10. Buselik makamı: İnsana kuvvet verir.
11. Hüseyni makamı: İnsana sükunet, rahatlık verir.
12. Hicaz makamı:İnsana tevazu(alçakgönüllülük) verir.
Farabi Türk müziği makamlarının zamana göre psikolojik etkilerini de şu şekilde göstermiştir:
1. Rehavi makamı: yalancı sabah vaktinde etkili
2. Hüseyni makamı: sabahleyin etkili
3. Rast makamı: güneş iki mızrak boyu etkili
4. Buselik makamı: kuşluk vaktinde etkili
5. Zirgüle makamı: öğleye doğru etkili
6. Uşşak makamı: öğle vakti etkili
7. Hicaz makamı: ikindi vakti etkili
8. Irak makamı: akşam üstü etkili
9. Isfahan makamı: gün batarken etkili
10. Neva makamı: akşam vakti etkili
11. Büzürk makamı: yatsıdan sonra etkili
12. Zirefkend makamı: uyku zamanı etkilidir.
Büyük İslam bilgini ve filozoflarından İbn Sina (980-1037) Farabi’nin eserlerinden çok yararlandığını ve hatta musikiyi de ondan öğrenerek tıp mesleğinde uyguladığını ifade etmiş ve şöyle demiştir: “Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri hastanın aklî ve ruhî güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek için cesaret vermek, hastanın çevresi sevimli, hoşa gider hale getirmek ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla biraraya getirmektir.”
İbn Sina’ya göre “ses” varlığımız için zaruridir. Ahenkli bir düzen içerisinde, belirli bir şekilde ayarlanmış olan sesler, insan ruhu üzerinde çok derin tesirler yapar. Sesin etkisi insan sanatı ile zenginleştirilir.Yine İbn Sina’ya göre,ses tonu değişiklikleri insanın ruh hallerini belirtir.Müzik bestelerini bize hoş gösteren işitme gücümüz değil,o besteden çeşitli telkinler çıkaran idrak yeteneğimizdir.Bunun için seslerin düzenli olarak birbirine ahengi, besteleri, ahenkli vuruşların düzenli ve kaideye uygun oluşları,insanı derinden derine cezp eder.
Türk Dünyası:
Tarih belgelerine başvurarak Türk kültürünün eski devirlerdeki oluşumuna yöneldiğimizde oldukça eski sayılacak bilgilere ulaşmaktayız: … Çin kaynaklarından öğrenildiğine göre, bu kültürün merkezi Shensi ve Kansu eyaletleridir ve bu kültürü yaşatanlar, bilhassa yüksek düzlük yerlerde oturmaktaydılar. Bu kültürü getirenlerin, sonraki Türklerin ataları olduğuna şüphe yoktur. Onlar ilk göründükleri zamanlar, yani M.Ö. 3′üncü bin yılın ortalarında bile, sonralarıda taşıdıkları vasıflara haiz bulunuyorlardı.”
” M.Ö. 3 binden itibaren Altay -Türk kültürü, aynı zamanda Altay -Türk müzik kültürünün de belirleyicisidir. Altay -Türk kültürü biraz olsun dış tesirlere açıktı. Bunların kuzeyinde kapalı olan iki bölge vardı ki , bunlar da Hakas ve Tuva bölgeleri gibi, eski Türk kültürünün çok değerli hazineleriydi. Bu her iki kültür çevresi de Altay -Türk kültür çevresi ile ilişki halindeydiler.Bu devrin Altay kültürünün başlıca özelliği ise, Güney Sibirya Kültür Karakterine girmesidir. Bunun sonucu müziklerinde benzer özellikler bulunmaktadır. Altaylılar, Orhun kıyıları, Moğol bozkırları ve İrtiş boylarına etkide bulunarak ve M.Ö. II. binden itibaren de ilk yurtlarından ayrılarak gelecekteki Orta Asya Türk müzik kültürünün temellerini hazırlamışlardır.”
M.Ö. II. bin ve III. bin yıllarında Doğu Türkistan’daki Kalıntılarda flüt görülmekte. Özbekistan’ın orta bölgesinde bulunmuş, M.Ö. I. yüzyıla ve M.S. I. yüzyıla ait heykelciklerin elinde çalgı vardır. Fergana vadisi bölgesinde ise zurna çok sıkça kullanılmıştır. Tambur , Dutar, Çapraz Flüt, Balaban, Dombra topluluklarda en çok kullanılan enstrümanlardandır.
” M.Ö. II. yüzyılda Türkler, Orta Asya’nın Kuça, Balasagun gibi önemli merkezlerinde yaşarlarken buraya görevli olarak gelen Çin generalinin, dönüşünde Türklerden götürdüğü çalgılarla Çin Sarayında bir müzik takımı kurup Türk ezgileri çaldırdığı ve bu çalgıların Hunlara ait olduğu, o çağın tarihçileri tarafından günlük saray kayıtlarına geçirildiği bilinmektedir. Bu sazlardan birinin “houkya” adında, ileriden boynu dönük, üzerinde perde delikleri bulunan ve sesinin gücü ile bilinen bir boru olduğu yine aynı kayıtlardan öğrenilmektedir.”
Türk müzik ve dans tarihi bilgileri, Türklerde müzik ve dans ile tedavi konusunun önemli malzemesi olmaktadır. Bu konuda ilgi çekici bazı belgelerden söz etmek gerekmektedir. Doğu Türkistanlı yazar Abdulhekim bir araştırma makalesinde şu bilgileri vermektedir:
” Yazılı kaynaklara göre Uygur Türklerinin bilinen en eski müzik numuneleri günümüzden 6000-8000 yılları öncesine kadar dayanmaktadır. ‘Şincang (Doğu Türkistan) Medeniyet Numuneleri’ adlı araştırma dergisinin 1985 yılında yayınlanan 1. sayısında yer alan bir incelemede Hoten vilayetine bağlı Çerçen kazasındaki Mülçe Irmağı mecraında bulunan Mingyarkaya resminde dans eden figürlere rastlanılmıştır. Arkeologların ilmi tetkiklerine göre bu kaya resimleri zamanımızdan 6000-8000 yıl öncesine aittir. Uygur Türklerinin 3000 yıl önce Şaman dinine mensup olduğu çağlarda Şaman, Pirhon ve Bahşılar şarkılar söylemek ve dans etmek sureti ile hasta tedavi seansları ve merasimleri icra ederlerdi. Uygur Türkleri eski zamanlarda ölülerini şarkı söyleyerek ve dans ederek uğurlarlardı.
401 yılında ünlü Uygur Türk Alimi Kumuraciva Doğu Türkistan’ın Kuşen şehrinden Çin’in tarihi Başkenti Çangen’e giderek, dil, edebiyat, müzik ve heykeltıraşlık konularında dersler vermiş ve bu sahalarda 800 kadar öğrenci yetiştirmiştir.
Melodi ve ritim birliği müzikal olgunun gereği olarak görülür. Türklerde dans, melodi ve ritim birçok amaç için kullanılıyordu. Özellikle şamanik inanç çerçevesinde ayinlerin en önemli malzemeleri melodi, ritim ve danstı. Bu ayinler sırasında kullanılan müzik aletleri kutsal kabul edilirdi. Müzik eşliğinde icra edilen danslar genellikle bazı kutsal figürlerin taklidi şeklinde olurdu. Kazak ve Kırgız Türklerinde müzik ve dans ile tedavi örneği olarak, çok eskiden beri devam eden bir dans olan “Karacorga” bir atın yürüyüşünü simgelemektedir. Kartal, kurt, ayı, geyik, kuğu, 7 evliya, at, kaz bu simgelerden bazılarıdır. Eski inanışa göre bu figürler Ataruhunu temsil etmektedirler. Adı geçen at yürüyüşünü temel alan ve günümüze kadar gelebilmiş tedavi dansı örneği olan Karacorga (Baksı Dansı)nın benzer örneklerini Azerbaycan Gobustan kayalıklarındaki figürlerde görmekteyiz. Yazılı kaynaklardan bu konuda şu bilgilere ulaşmaktayız: ” Baku’dan doğu istikametine gidilirse, bir saat kadar sonra karşınıza bir kadim insanın daha resmi çıkacaktır. Kobustan’da karmakarışık kaya yığınları arasında ansızın kayalar üzerine çizilmiş resimler göze çarpıyor: Av sahneleri, tören dansları oynayan bir grup insan, burun kısmında güneş işareti olan çok kürekli bir kayık, aslana benzeyen acayip hayvanlar. 12 bin yılı aşkın bir zaman önce burası kadim sakinlerin yerleşim yeriydi.
Diğer bir kitapta aynı konu şöyle dile getiriliyor: “… Azerbaycan’da yaşamış halkların iptidai ilkin raks formlarının meydana çıktığı yer respublikanın güney reyonlarıdır. Alimler Baku’nun yakınlarında Gobustan’da kadim rakslardan haber veren kaya tasvirlerinin raks eden figürleri aşikare çıkarmışlardır. Uzak geçmişin ressamı bu tasvirini takriben sekiz-on bin yıl bundan evvel yaratmıştır. Rakslar yalnız merasim karakterli rakslar olmuştur. Raks hiç de temaşa edilmek için değildi; aksine muayyen bir merasimin vacip elementi gibi lazım gelirdi.”
Eski Türklerde tedavi amacıyla kullanılan müzik ve dans konusu, sosyal hayatta mistik alanda önemli bir yer bulmuştur. Baksı ve Kam adı verilen tedaviciler, bu tedaviyi bir merasimle, müzik ve ritim ve de dans ile harekete geçen sezgileriyle gerçekleştiriyorlardı. Miladi VI-VII. yüzyıllarda kuzey Çin’de hüküm süren Türk soyundan bir Tabgaç hükümdarı hakkında Miladi 576 tarihli bir Çin kaynağı şunu anlatıyordu: “Hükümdar ve soydaşları, Çin’de bilinmeyen ve hoş görülmeyen bir tarzda, gök ayini sırasında raks ediyorlardı. Ayinin sonunda, kadın kamlar davullar çalarken Tabgaçlar, doğu yönünde yükselen kurban taşına doğru secde etmekteydiler.”
Miladi 569′da Batı Türk Hakanına Bizans elçisi olarak gelen Zemarkhos da, Semerkand’da Gök-Türk kamlarının davullar ve çıngıraklar çalarak, ateş etrafında devran ettiklerini görmüştü.
Eski Türklerde ruh hastalıklarının müzikle tedavi edilebileceğine inanılır ve bu tedavi yöntemlerine çok önem verilirdi. Korku, heyecan, kuşku ve ruhi bunalım gösterenlerin nabız atışlarındaki değişme ve bunun meydana getirdiği ruhi huzursuzluk üzerinde duran Türk hekimleri hastalara çeşitli melodileri dinletir ve bu arada nabız atışlarını da kontrol ederek, hastaya uygun olan müziği bulup, aynı hastalığı olanları bir araya getirerek bu uygun şarkılarla tedavi ederlerdi. Ruh hastalarının hoşlanacakları şarkılar kadar beğendikleri müzik aletleri de göz önüne alınır, hastalara ve hastalıklara göre çeşitli müzik aletleri kullanılırdı.
Selcuklu ve Osmanlı Dönemi:
Türklerin müzik ile tedavi sistemleri her ne kadar 6000 yıl öncesine uzansada bu yöntemin folklorik yapıdan bir tıp dalı haline dönüşümü selçuklu ile başlamıştır.Türkler müzikle tedavi için öncelikle şifahaneler oluşturarak işe başlamışlardır.İlk Şifahane 900 yıl önce Sam da Nureddin Zenginin Sam ı ele gecirmesinden sonra yeniden imar edilerek kullanılır hale getirilen ve Nureddin Sifahanesi adı verilen hastahanedir.Bu sifahanede akıl hastaları icin özel bölümler olusturulmus ve bu hastalar müzik ile tedavi edilmeye calısılmıstır.
İlk dönem Osmanlı Hastane ve Tıbbiyelerinden 1399 yılında kurulan Yıldırım Bayezid Darüşşifası 1470 de İstanbulda kurulan Fatih Darüşşifası ve 1488 yılında hizmete açılan Sultan II.Bayezid Edirne Darüşşifası Osmanlı döneminin müzikle tedavi yaptığı bilinen üç önemli merkezidir.
Osmanlının Müzikle Tedavi sisteminde hiç kuşkusuz en önemli yapı Edirnede ki İkinci Beyazıt Kulliyesi dir.Edirne kentinin biraz dışında yer alan İkinci Beyazıt Kulliyesi (1488) mimarisiyle olduğu kadar zihin özürlülerin tedavi edildiği, günümüzde Sağlık Müzesi olarak kullanılan şifahanesi ile de dikkat çekmektedir,saray mimarı Hayreddin e akustiği ve merkezi planlaması müzikle tedavi sistemi düşünülerek özellikle inşa ettirilmiştir.Darüşşifa ve Tıp Medresesi, II. Beyazıt’in 1484 yılında Akkirman seferlerinden elde ettiği ganimet gelirleri ile 1484-1488 yılları arasında yaptırılan külliyedeki 10 farklı birimden birisiydi.Tedavide yalnız musikiden değil, su sesi ve güzel kokulardan da yararlanılmaktaydı.
Büyük kubbe altındaki şadırvandan fışkıran suların kubbeye kadar yükseldiğini görenler yazmışlardır.O yükseklikten düşen suyun çıkardığı melodiler hastaları huzura kavuşturmaktadır.Tüm hastalar için musiki konserleri verilmekte ve hastalar bundan yarar görmektedirler. Avrupalı’nın akıl hastalarına “hasta” gözü ile bakmayıp onları “şeytanın işbirlikçisi” kabul ettiği bir devirde Bâyezid külliyesindeki akıl ve ruh hastaları musiki ile tedavi edilmiş, ayrıca çeşitli çiçek ,koku ve manzarasıyla derde deva olmuştur.Bâyezid Dârüşşifa (hastanesi) iki asır bu hizmete devam etmiş.Ancak bugün önemi kavranabilen bu tedavi için Dâr-üş-şifa kadrosunda hekimler yanısıra hanende ve sazendeler yeralmıştır. Bahçelerinde çiçekler hususî surette yetiştirilmiş, bu arada yine bu hastaların tedavisi için türlü av hayvanı, mütehassıslar nezaretinde hususî surette pişirilip hastalara sunulmuştur.
Akıl hastalarının Avrupa’da yakıldığı ve tıbbi tedaviye layık görülmediği bir devirde müzikle ruhi ve diğer hastalıklara müptela olanların tedavisi için düşünülerek planlanan Edirne’deki II. Bayezit Hastanesi, XVIII. ve XIX. yüzyıllardaki hastane yapılarına ışık tutmuştur. Bu hastanede 6 yaz 6 kış odası vardır. Yaz odalarından birinin musiki salonu olabileceği, hastalar için haftada üç defa düzenlenen konserlerin bu salonda verilmiş olabileceği bildirilmektedir.Medresenin batısında, kuzeye bakan yerde, karşılıklı sıralanmış 18 hücre yer almaktadır. Tepeden aydınlatmalı 4-5 metrekarelik hücrelerin tavanla birleştiği köşelerdeki dehlizler, tedavi yönteminde uygulanan ve medrese bölümünden verilen su, kuş, müzik sesinin akıl hastalarına ulaşmasını sağlamaktadır. Sesle tedavi edilebilen hastalar, daha sonra topluma tekrar kazandırılmaktadır.Bu sistem 800 yıllık bir hoparlör sistemidir
Osmanlı sarayında II. Murat, II. Beyazıt, IV. Murat, II. Mustafa, III. Ahmet, III. Selim, II. Mahmut gibi bir çok değerli musikişinaslar yetişmiştir.Yine bu dönemde Itri, İsmail Dede Efendi, Hafız Post, Recep Efendi, Zekai Dede, Emin Dede, Nayi Osman Dede, Ebubekir Ağa, Kantemiroğlu gibi meşhur üstatlar yetişmiştir.
Osmanlı saray hekimi Musa bin Hamun, diş hastalığı ve çocuk psikoloji hastalıklarını iyileştirmede müzikle tedavi yöntemini kullanmıştır.
İbn Sina’nın meşhur eseri “El Kanun fi’t-tıbbi” adlı eserini tercüme eden Tokatlı Mustafa Efendinin talebesi Hekimbaşı Gevrekzade Hasan Efendi (18.yy) yazdığı eserinde İbn Sina’nın eserinden çok faydalandığını ifade etmiştir.
Hekimbaşı, Gevrekzade Hasan Efendi”Emraz-ı Ruhaniyeyi Negama-ı Mu-sikiye” adlı eserinde, çocuk hastalıklarına hangi makamın iyi geldiğini şöyle bahsetmiştir:
Irak Makamı: Çocuktaki menenjit hastalığına faydalıdır.
Isfahan Makamı: Zeka, zihin açıklığı verir ve soğuk algınlığı ve ateşli hastalıklardan korur.
Zirefkend Makamı: Felç ve sırt ağrısına iyi gelir, kuvvet hissi verir.
Rehavi Makamı: Tüm baş ağrılarına, burun kanamasına, ağız çarpıklığına, felç ve balgam hastalıklarına iyi gelir.
Büzürk Makamı: Beyin, kulunç ağrılarına iyi gelir, kuvvetsizliği ortadan kaldırır.
Zirgüle Makamı: Kalp, beyin hastalığı, menenjit, mide harareti, karaciğer ateşine iyi gelir.
Hicaz Makamı: İdrar yolu hastalıklarına iyi gelir.
Buselik Makamı: Kalça, baş ağrısı ve göz hastalıklarına iyi gelir.
Uşşak Makamı: Ayak ağrıları ve uykusuzluğa iyi gelir.
Hüseyni Makamı: Karaciğer, kalp hastalıklarına, nöbet, gizli hummalara iyi gelir.
Neva Makamı: Bluğ çağına ulaşmış çocuğa, kalça ağrısına, gönül sevinci-ne iyi gelir diye ifade etmiştir.
Enderun hastanesinde, çocuk yaştaki talebelerin müzikle tedavi edildiğini, 1675 de Baron Topkapı Sarayını tarif ettiği eserinde belirtmiştir. Musiki üstadı Safüyiddin günün belli vakitlerinde rastgele makamların icra edilmeyeceğini, bu vakitlerde belli makamların icra edilmesinin insan ruhunu dinlendireceğini, insanı huzura kavuşturacağını şöyle ifade etmiştir:
1. Rehavi makamı, fecirden önce
2. Hüseyni makamı, tan yerinin ağardığı zaman
3. Rast makamı, kuşluk vaktinde
4. Zirgüle makamı, öğle vaktinde
5. Hicaz makamı namaz arasında
6. Irak makamı ikindi vaktinde
7. Isfahan makamı, gün batarken
8. Neva makamı, akşam vaktinde
9. Büzürk makamı, yatsı
10. Zirefkend makamı, uyku vaktinde
Hernekadar günün belli vakitlerinden, belli makamlarından söz edilmişse de, ayrıca günün yirmi dört saatinin dörde bölerek, bu zamanlarda hangi makamların okunup, dinleneceği de araştırılmıştır. Ayrıca makamların hangi uluslara ne etkisi yaptığı, astrolojiyle bağlantısı da bazı hekimlerce araştırılmış ve incelenmiştir.
Makam ve fasılların çeşitli uluslar üzerindeki etkileri olduğunu kabul eden eski Türk hekimlerine göre:
1. Hüseyni makamı Araplara
2. Irak makamı Acemlere
3. Uşşak makamı Türklere
4. Buselik makamı Rumlara daha çok dinletilmiştir
Duygusal olarak makamların insan üzerindeki tesirleri hekimlerce şöyle açıklanır:
1. Irak makamı insana tat ve çeşni
2. Zirgüle makamı uyku
3. Rehavi makamı ağlama
4. Hüseyni makamı güzellik
5. Hicaz makamı alçak gönüllülük
6. Neva makamı yiğitlik
7. Uşşak makamı gülme hisleri verir.
Astrolojik olarak da yine her burcun bir makamı bulunmuştur.
Günümüz:
1977′de Amerika müzikle tedaviyi bir bilim dali olarak kabul etmistir. Müzik terapisi psikiyatri temelli hastaliklarda 1950’lerden bu yana etkin olarak kullanilmaktadir.Türkiye, müzikle tedavinin öneminin henüz farkinda degildir. Oysa Farabi, Razi, İbn-i Sina ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi Türk alimleri bu alanda cok önemli calismalara imza atmislardi. Bati dünyasi da 20. yüzyilin ortalarında kesfettigi müzikle tedavi ya da terapiyi, alternatif tedavi yöntemi degil, geleneksel tibba uygun ve kurallari kendine has bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul etmistir. Ikinci Dünya Savasi’nda yaralanan askerlerin terapisinde müzikten yararlanilir ilk olarak. Ardindan, 1947’de ABD’nin Michigan Devlet Hastanesi’nde müzik tedavi programina alinir. Böylece bu konuda arastirmalar hizlanir. Depresyon, sizofreni, zeka geriligi, alkol ve madde bagimligi ile mücadelede müzik tedavi yöntemine basvurulur. Yeni teknik ve pratik uygulama bicimleri gelistirilir. Amerikan Müzikterapi Birligi 1997’de bir tanimlama yaparak son noktayi koyar: “Müzikterapi, bazi bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaclarini karsilamada müzigi ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlik dalidir.”
Bugün Batı’da hastane, klinik, gündüz bakimevi, okul, madde bagimliligi merkezi gibi yerlerde 5 binden fazla uzman, müzik terapisi uygulamaktadir. Süphesiz, bunda etkili olan temel faktör son yillarda müzik ve beyin arastirmalarinda elde edilen verilerdir. Müzigin, özellikle serotonin, norepinefrin, dopamin, melatonin, kortizol, adrenalin, testosteron gibi psikiyatrik hastalıklarin olusumunda etkili hormonlara; kan basinci, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabiz sayisi gibi fizyolojik olaylara olumlu etki yaptigi artık bilinmektedir.
SONSÖZ:
Her yeni dogan bebeginize doga sesi senfoni mp3 dinletirin.Cocuklar icin özel ve yetiskinler icinde ayri katagoriler bulunmaktadir.
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Mar | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 |
| 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 |
| 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 |
| 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 |
| 29 | 30 | 31 | ||||
6 Responses for "MUZIK RUHUN GIDASI"
yahu bunlar cok uzunn……
biraz acık anlatın
hağıt yetmıyor………………………….
ya kardeşim bu yazdıklarınız çok uzun ve anlatımı ağır bir yazı yahu biraz dahah net ve öz yazın lütfen ricayla duyrulur .not=biz öğrenciyiz kardeşim bunları yazana kadar anamız ağlıyo be. kısa ve öz yazın lütfen kağıt yetmiyo allaha allaha antalyadan tuğçe murat paşa ilk öğretim okulu
bazı yerlerini yazarım olur biter yani kağıt yetmio die bişi yok şikayet edenler yazmasın bu araştırmayı da yapmasın biz atatürkçüyüz takmayız bu şeyleri
ne başarılarla okul 2.si olduk biz bee
çok uzun biraz kısaltın lütfen
vallaha iyi ve bayaga uzun yazmış
[…] Fasılları Dinletisi - http://www.insanoglu.org/muzik-ruhun-gidasi/ İNSANOĞLU GÜNLÜĞÜ 18. juli 2008 Yazar: Dr. Su | Kategori: Psikoloji /Bu bilgi yukarıdaki […]
Yorum Yapın